savunma ve uluslararası ilişkiler

Mayıs 27, 2010

Kiralık Janes Database

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 9:24 pm

İhtiyaçtan dolayı Janes Database şifremi paylaşmak istiyorum ; ilgilenenler omercay84@gmail.com adresine mesaj atabilir.

Database şunları içermektedir

Aero-Engines
Air Traffic Control
Air-Launched Weapons
Aircraft Upgrades
Airports Equipment and Services
All The World’s Aircraft
Ammunition Handbook
Amphibious and Special Forces
Armour and Artillery
Armour and Artillery Upgrades
Avionics
C4I Systems
Electro-Optic Systems
Electronic Mission Aircraft
Explosive Ordnance Disposal
Fighting Ships
High Speed Marine Transportation
Infantry Weapons
Land-Based Air Defence
Marine Propulsion
Merchant Ships
Military Communications
Military Vehicles and Logistics
Mines and Mine Clearance
Naval Weapon Systems
Nuclear Biological and Chemical Defence
Police and Security Equipment
Radar and Electronic Warfare Systems
Simulation and Training Systems
Space Systems and Industry
Strategic Weapon Systems
Underwater Technology
Underwater Warfare Systems
Unmanned Aerial Vehicles and Targets
Urban Transport Systems
World Railways

ve Şu dergiler mevcuttur:

Airport Review
Defence Industry
Defence Weekly
Homeland Security and Resilience Monitor
Intelligence Review
Intelligence Watch Report
Intelligence Weekly
International Defence Review
Islamic Affairs Analyst
Missiles and Rockets
Navy International
Police Review Careers
Police Review Community
Police Review Development
Terrorism and Security Monitor
Terrorism Watch Report
Transport Finance

Mayıs 25, 2010

Ege’de Stratejik Üstünlük İçin Tarihi Fırsat

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 11:56 am

Yunanistan’ın içinde bulunduğu ekonomik kriz, uzun yıllardır Türkiye’nin eline geçmemiş olan bir fırsat yaratmaktadır: Yıllardır Ege’deki dengeler ne Türkiye’nin ne de Yunanistan’ın askeri üstünlüğünü sağlayabilecek şekilde oluşturulmuştu. Ancak Türkiye gibi büyük bir devletin aleyhine işlemekte olan bu denge durumunda Türkiye’yi adeta kıyılarına hapsetme düşüncesine sahip Yunanistan’a haddinden fazla avantaj sağlamıştır. Peki neydi Türkiye’nin Ege’deki sorunları:

1-) Ege’deki Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarma ihtirası
2-) Ege’deki “Gri Bölgeler”, sahibinin belli olmadığı ancak Yunanistan’ın hak iddia ettiği kayalıklar; Kardak gibi
3-) Münhasır Ekonomik Bölgeler (EEZ); Gerek Ege’de gerekse Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgeler gerek potansiyel petrol-doğalgaz yataklarının paylaşımı, gerek deniz yollarının güvenliğinin sağlanması açısından oldukça önemlidir. Türkiye’nin bir an önce KKTC’yi de dahil ederek Türkiye-Mısır, Türkiye-Libya, Türkiye-Suriye EEZ sınırlarını belirlemesi gerekmektedir.
4-) Ege FIR Hattı; hava sahası problemi;

Yunanistan’ın arkasındaki güçlü diplomatik destekten dolayı yıllardan Türkiye lehine değişmeyen, ve ancak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çabasıyla korunan bu ulusal menfaat konularının Türkiye lehine çözümlenmesini sağlayacak en önemli unsur hiç şüphesiz Ege’deki askeri dengedir. 1999 depremleri ve ardından gelen 2001 Ekonomik krizi ile sekteye uğrayan TSK modernizasyon projeleri son 5 yılda, gecikmelere rağmen, yeniden ele alınmaktadır. Benzer şekilde Yunanistan’ın ekonomik krizi hiç şüphesiz Yunan savunmasını derinden etkileyecektir ve etkilemeye başlamıştır da. Yunanistan geçen 1 yıl içerisinde Deniz Karakol Uçağı Projesini, Zırhlı Muharebe Aracı Projesini, İleri Jet Eğitim Uçağı Projesini iptal etmiştir; önümüzdeki 5 yılda ise ancak 1-2 büyük askeri projeyi gerçekleştirebilecek bütçeye sahip olacak gibi görünmektedir. Yunanistan’ın içinde bulunacağı bu zaaf en iyi şekilde değerlendirilmeli ve Ege’deki üstünlük en kısa sürede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mutlak üstünlüğü olacak şekilde Yunanistan’a kabul ettirilmeli akabinde iki ülke arasındaki yukarıda bahsi geçen sorunlara yönelik diplomatik kazanımlar elde edilmelidir. Bunun için TSK’nın

1-) Ege’de deniz üstünlüğü
2-) Ege’de hava üstünlüğü
3-) Trakya’da çaydırıcı kara gücü

karşı tarafın siyasal kararlarını etkileyebilecek şekilde hızla düzeltilmelidir. Bunun için:

1-) Mevcut devam eden askeri projelerin hızlandırılması
2-) Projelendirilen askeri programlarda seçimlerin yapılıp, kontratların imzalanması
3-) Kısa dönemde Yunanistan’a üstünlük sağlayabilecek silah sistemlerinin alınımın sağlanması
4-) Savunma sanayimizin teknik kabiliyetlerinin arttırılması

olarak sıralanabilir. Bu başlıkları açarsak:

1-) Mevcut devam eden askeri projelerin hızlandırılması:

Ege’de hava üstünlüğünün sağlanması açısından yürütülen PO-III ve PO-IV projelerinin hızlandırılması, B-737 MESA HEİK uçağının teslimatının hızlandırılması, EW platformlarının edinilmesi, Taktik-Stratejik İHA sistemlerinin daha hızla edinilmesi, C4-ISR sistemlerinin daha hızlı gerçekleştirilmesi, Firkateyn modernizasyon projelerinin bir an önce bitirilmesi, Ay sınıfı denizaltılarının moernizasyonunun gerçekleştirilmesi, amfibik kabiliyet artışı, akıllı mühimmat/saldırı-drone tedariki vs.

2-) Projelendirilen askeri programlarda seçimlerin yapılıp, kontratların imzalanması: Gerek genel maksat gerekse ağır-kargo helikopter projelerinin seçilip kontrata bağlanması; Orta ve Uzun menzilli hava savunma sistemlerinin tedarik anlşamasının yapılması, LPD gemi projesinin kontrata bağlanması, F-35 savaş uçağı için kesin sipariş verilmesi vs..

3-) Kısa dönemde Yunanistan’a üstünlük sağlayabilecek silah sistemlerinin alınımın sağlanması: Bu kapsamda Yunanistan deniz kuvvetlerine uzaktan saldırı kabiliyeti sağlayacak hava ve kara konuşlu füzelerin alınımının yapılması, düşman hava savunmasının bastırılması/yok edilmesi için mühimmatların sağlanması, düşman stratejik hedeflerine uzaktan saldırı yapabilecek seyir/balistik füzelerin edinilmesinin sağlanması.

4-)Savunma sanayimizin teknik kabiliyetlerinin arttırılması: SSM’nin 2016 yılı için hedeflenen stratejik programa sadık kalınması.

Not: Amerikan Jeolojik Sörvey Merkezi (USGS)’nin Mart-2010 tarihindeki raporunda araştırmada Doğu Akdeniz’de Kıbrıs-Türkiye-Suriye-İsrail EEZ’da kalan bölgede 1.7 milyar varil petrol ve 122 trilyon metre küp doğalgaz rezervi olduğu tahmin ediliyor.

İlgili dökümanı buradan okyabilirsiniz:

http://pubs.usgs.gov/fs/2010/3014/pdf/FS10-3014.pdf

Kasım 14, 2009

Çin 21. Yüzyılın Dragonu mu?

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 10:28 pm

http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=4338&pid=4082

 

Ömer Çay

Amerika’nın küresel hâkimiyeti 21. yüzyılda sona erdi. Çin’in küresel hâkimiyeti ise 21. yüzyılda başlayacak. Çin’in ekonomik gücünün, politik etkinliğinin ve askeri yeterliliğinin Asya’da arttığı bir gerçektir ve küresel ölçekte bu gerçeklik ciddiye alınmalı; ABD’nin bu potansiyel rakibinin zayıf ve güçlü yönleri net bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu yazıda Çin; sırasıyla ekonomik, askeri, dış politika ve çevresel-toplumsal faktörler açısından mercek altına alınacaktır.

Ekonomi

Çin’in ekonomi alanında başarısı iyi bilinir, ancak ülkenin geleceğini tahmin etmede bu alan çok kritik önemi haizdir.

1978’ten bu yana Çin’in ekonomisi 10 kat büyüdü. Dış ticaret hacmi bakımından dünyanın en büyük üçüncü ülkesi. ABD’nin ve AB’nin en büyük ikinci ticari ortağı haline geldi. İhracattaki başarı grafiği o kadar yüksekti ki 2007 yılında bir önceki yıla göre %40’lık büyüme kaydetti. İhraç malları bugün de Çin ekonomisinin temel direğini oluşturmaktadır. GSMH ise 2007 yılında 7 trilyon doları geçerek Çin’i ekonomik büyüklük açısından ikinci sıraya çıkardı.

Çin’in büyümesi hızla devam ediyor. Çin 2007 yılında %11,6 büyüdü. Sanayi üretimi ise bir önceki yıldaki %27,7’lik büyüme başarısını gösteremese de %18’lik dev bir büyümeye ulaştı. Tahminlere göre Çin bu yıl mamul mallardaki küresel payını %17’ye yükselterek ABD’yi geçip birinci sıraya yerleşecek.

Geçtiğimiz 10 yılda Çin hantal devlet yapısından kurtulma yolunda önemli adımlar attı. Ülkede çoğu verimsiz 300 binden fazla devlet işletmesinin özellikle küçük ve orta boy işletme niteliğinde olanları özelleştirildi. Bankacılık alanında da büyük reformlar yapan Çin düzenlemelerle bankacılık hizmetleri verme konusunda yetersizlikler gösteren büyük Çin bankalarını düzene soktu ve uluslararası bankacılık devleri ile işbirliğine gitti. Bu sayede Çin yabancı yatırımcılar için daha da cazip bir ülke durumuna geldi.

Ekonomi Konusundaki Zayıflıklar

Çin tekstil, elektronik eşyalar, otomotiv parçaları gibi sanayi ürünlerinde uzun süre fiyat avantajını korudu. Ancak son dönemlerde Vietnam, Kamboçya, Hindistan, Endonezya gibi ülkelerin düşük maliyetli üretim imkânları sunması yabancı yatırımcıları bazı sektörlerde bu ülkelere yönlendirmektedir. Hong Kong yakınlarındaki Guangdong’da bulunan 50-60 bin fabrikadan 14 bini 2008 sonu itibariyle kapanma riski altında. Çin Hafif Sanayi Konseyi’nin raporunda bölgedeki bin ayakkabı fabrikasından üçte birinin kepenk kapattığı belirtiliyor. Çin bazı sanayi kollarında vergileri önemli ölçüde indirdi. Bu sayede bazı sanayi kollarının kaybetmekte olduğu ihraç pazarlarındaki konumu bir süre daha korunabilecek.

Ülkede enflasyon en büyük problemlerden biri olmaya devam ediyor. Gıda fiyatları, kuraklık ve fırtınalar nedeniyle artıyor. Üstelik plastik, enerji fiyatları gibi endüstri için önemli hammaddelerin fiyatları da artma eğiliminde. Yıllık enflasyonun %7’yi bulduğu biliniyor. Hükümet ise enflasyonla mücadele konusunda önemli adımlar atılacağının sinyallerini vermekte. Enflasyon ve küresel ekonomik krizin Çin’in büyüme hızını %8’lere indirebileceği düşünülüyor.

Çin’in diğer büyük sorunu ise kalifiye işçi bulma konusundaki sıkıntıları. 150 milyondan fazla köylü iş bulmak umuduyla köylerini terk ederken; yeterli sayıda mühendis, teknisyen ve yetenekli işçi bulma konusunda büyük sıkıntılar yaşanmakta. 600 bin olarak söylenen yıllık mezun olan mühendis sayısının aslında 356 bin olduğu iddia ediliyor. Bu duruma Çinli işçilerin bir yolunu bularak 50’li yaşlarda emekli olmaya başlamaları da tuz-biber ekliyor.

Çin’in içsel sorunları ekonomik gelişmelerin önünü tıkayabilir. Ülkede yolsuzluk ve rüşvet siyasal ve ekonomik hayatta oldukça yaygın. Bununla birlikte; yolsuzluk, sorunlu sosyal politikalar, yoksulluk gibi nedenlerle 2006 yılında Çin’de 86 bin toplu gösteri yapıldı.

Çin dünyanın en kapalı ülkelerinden biri olarak gösterilmektedir. Bu kapalılık kendisini özellikle adalet, muhasebe/vergilendirme, ekonomik politikalar, düzenleyici ve standart belirleyici kurumlar üzerinde hissettiriyor. Bu nedenlerden Çin hâlâ şirketler için nahoş sürprizler ülkesi durumundadır.

Askeri Durum

Çin ordusu iki milyondan fazla askeri ile dünyanın en kalabalık ordusu olmayı sürdürmektedir. Çin, silahlı kuvvetlerini ve ulusal savunma sanayisini hızla modernize etmektedir. Bu durum Soğuk Savaş’ın bitiminden sonraki en büyük askeri denge değişimini yaratabilir. Çin’in askeri gücünü artırması gelecekte Japonya, Tayvan, Hindistan ya da ABD’nin Çin ile bir çatışmaya girmesi durumunda bu ülkelerin mağlup olma olasılığını artırıyor.

Çin, donanmasını açık denizleri dikkate alarak yeniden inşa etmektedir. Bu çerçevede Rusya’dan alınan Sovremennyy sınıfı destroyerlerin satın alınması, lokal olarak geliştirilen Type-51C/Type-52C tipi modern destroyerlerin kullanıma sokulması, modern amfibik saldırı gücünün kurulması önemli adımlardır. Bunun yanında sualtı filosunu da modern, klasik ve nükleer denizaltılarla güçlendirmesi Çin donanmasının caydırıcılığını artırırken, filoya uçak gemisinin de dahil edilmesi Çin’in hırslarının yalnızca kendi bölgesiyle sınırlı kalmadığını göstermektedir.

Çin Hava Kuvvetleri’nin binlerce eski uçağın yerine ilk etapta SU-27 ve SU-30MK gibi Rus uçaklarını bünyesine katması, ardından da Çin’in geliştirdiği J-10 uçağının envantere alınmaya başlanması yaşanan değişiminin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Çin’in ayrıca son yıllarda modern AEW ve EW uçakları ile modern komuta-kontrol ve keşif sistemlerini geliştirmenin yanında savaş uçaklarına modern hassas saldırı silahlarını taşıma kabiliyeti kazandırması dikkat çekicidir.

Çin dünyadaki önemli nükleer güçlerden biridir. Nükleer kapasite bakımından 40’tan fazla kıtalar arası balistik füze ve 150’den fazla orta menzilli balistik füzeye sahiptir. Nükleer darbe seçenekleri arasında denizaltından fırlatılan balistik füzeler de yer almaktadır. Modern DF-31 ICBM füzelerini elinde bulundurması ve yeni nesil Type-93 SSBN’leri suya indirmesi Çin’i Rusya ve ABD gibi birinci sınıf nükleer kuvvet haline getirecektir.

2007’de uzaydaki bir uyduyu vurma başarısını göstermesi ve çok önemli siber-saldırı/espiyonaj kabiliyetlerinin bulunması Çin’in yeni nesil harp doktrinlerine yöneldiğini ispatlamaktadır. Keza Çin’in yakın geçmişte önemli askeri firmalardan ve Amerikan Savunma Bakanlığı’ndan binlerce dokümanı çaldığı haberleri basına yansımıştı.

Çin’in Uluslararası Nüfuzu

Çin dünyanın bazı bölgelerinde ABD’nin üstünlüğünü ele geçirecek gibi görünmektedir. Güneydoğu Asya’daki ekonomik ilişkiler beraberinde siyasi nüfuz da getirmektedir. Bu yüzden bölgede Çin’in ağırlığı her geçen yıl daha da artmaktadır.

Çin, Batı ile ilişkisi pek iyi olmayan Myanmar ve İran gibi ülkelerle de önemli ticari anlaşmalar yapmakta, silah satışları gerçekleştirmektedir. Çin 2004 yılında yapılan anlaşma çerçevesinde İran’dan 70-100 milyar dolarlık petrol ve gaz almayı planlamaktadır. Myanmar’a 3 milyar dolarlık alt yapı yatırımları yapılmış ve askeri destek sağlanmıştır.

Çin’in Afrika açılımları ise dikkat çekicidir. Sudan Çin’in petrol ihtiyacının %5’ini karşılamaktadır. Çin Sudan’a 2 milyar dolar tutarında petrol yatırımı yapmıştır ve başta madencilik olmak üzere pek çok sektörde Afrika kıtasındaki yatırımlarını aralıksız sürdürmektedir.

Çin’in diğer açılımı ise Latin Amerika ülkelerine olmuştur. Çin petrol/doğalgaz arama çalışmaları için Brezilya, Arjantin, Venezüella gibi ülkelerle anlaşmaya varmıştır. Çin Güney Amerika kıtası ile olan ticaret hacmini 5 yıllık sürede %900 artırma başarısını göstermiştir. Tıpkı Afrika’da olduğu gibi son zamanlarda Çin, Güney Amerika ülkelerinin askeri tedarikçisi olmaya başlamıştır. Çin’in doğrudan yatırımlarının yarıdan fazlasını bu bölgede gerçekleştirmesi son derece çarpıcıdır.

Çevresel Sorunlar

Çin’in hızlı gelişimi beraberinde çok büyük problemleri de getirmiştir. Asit yağmurları Çin’e her yıl 13 milyar dolara mal olmaktadır. Yapılan değerlendirmelerde hava kirliliğinin Çin’in GSMH’nın %3’üne mal olduğuna dikkat çekiliyor. Çin bugün dünyadaki en büyük karbondioksit salıcısı durumundadır ve 2020 yılı dolaylarında sera etkisi yapan gazların salınımında ABD’yi geçerek birinci sıraya oturacaktır. Her yıl hava kirliliğinin yarattığı sorunlardan 75 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir.

Çin’in kişi başına düşen tatlı su miktarı dünya ortalamasının 1/13’üne eşittir. Bu durumun ortaya çıkmasında suyun yanlış kullanımı ve kuraklığın etkileri vardır. Su kirliliği ise başlı başına çok büyük bir sorundur. BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre Çin’in nehirlerinin %80’i balıkların yaşamasına engel teşkil edecek oranda kirlenmiş durumdadır.

Çin’in bazı bölgelerinde çölleşmenin hızı 1.500 mil kare/yıl seviyesine ulaşmıştır. Çin’in tarımsal üretiminin önemli kısmına kaynaklık eden Sarı Nehir, suyun aşırı pompalanması nedeniyle bir yılda 4 ay boyunca kuru kalmaktadır ki bu durum, 140 milyon kişiyi etkilemektedir. Bu durumu düzeltmek için Çin hükümeti kuzey-güney doğrultusunda büyük barajlar ve su kanalları inşa etmektedir. Ciddi çevresel etkileri olan/olacak bu çalışmaların 2050 yılında tamamlanması beklenmektedir.

Çin’de yer altı sularının 2/3’ü bazı daha geniş alanlarda kullanılamadan kaybolmaktadır.

Çin’de yıllık %10’ların üstünde seyreden devasa büyüme rakamları Çin’in ekolojik dengesine zarar vermekte; ciddi insan ve mal kayıplarına yol açmaktadır.

Ancak Çin son yıllarda alternatif enerji konusunda önemli ilerlemeler göstermiştir. Rüzgâr enerjisi konusunda önemli yatırımlar yapan ülke, güneş enerjisi konusunda dünya lideri olmaya adaydır. Çin 2020 yılına kadar enerji ihtiyacının %15’ini yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamayı planlamaktadır. Bunun yanında hava kirliliğini önlemek için termik santraller yerine nükleer santrallerin yapımına ağırlık verilmektedir.

Toplum ve İnsanlar

Her ne kadar toplumsal sorunlar yaratsa da Çin, tek çocuk politikası ile nüfus artış hızını %0,6’lar seviyesine indirmeyi başardı. Ancak düşük doğum oranı yaşlanma problemlerini de beraberinde getiriyor. Bugün Çin’in 11 emekli başına 100 çalışana sahip olduğu söylense de gerçekte erken emeklilikler yüzünden bu oran 26 emekli başına 100 çalışana yükselmiştir. Dünya Bankası bu oranın 2050’de 39 emekli başına 100 çalışan seviyesine çıkacağını bildiriyor. Bu durum batılı akranlarına göre kötü durumda olan Çinli emeklilerin durumlarının kötüleşmesi anlamını taşımaktadır. Çin’in çalışan iş gücü nüfusunun toplam nüfusa oranının 2010 yılındaki %72 seviyelerinden 2050 yılında %61 seviyelerine düşeceği öngörülüyor.

Çin her ne kadar nüfusundaki en fakir %10’luk kesim ile en zengin %10’luk kesim arasındaki gelir farkının 21 kat olduğunu iddia etse de, daha bağımsız tahminler bu oranının 300 kattan fazla olduğunu gösteriyor. Bu durumun Çin’in sosyal ve politik yapısında gerginliklere ve dengesizliklere yol açacağı aşikârdır.

Çin hükümeti bu sorunu iyi anlamaktadır ancak yapılan çalışmalara rağmen gelir adaletsizliği sorunu yakın gelecekte çözüleceğe benzememektedir. Zira Çin, refahını artırmak için ihtiyaç duyduğu mekanizmaların bir kısmından yoksundur:

– Çin, sorunların çözümünü hızlandıran geri dönüş (feedback) anlayışını içselleştirmiş demokratik bir sisteme sahip değildir. Tek merkezden yönetilen mevcut sistem bir gün halkın sorunlarını çözmekte yetersiz kalacaktır.

– Çin toplumu iş geliştirme ve teknoloji konusunda olmazsa olmazlardan olan İngilizce eğitimi konusunda sınıfta kalmıştır. Toplumda İngilizce öğrenimini artırmaya yönelik çalışmalarda zorluklar yaşanmaktadır. Bu durum Çin’i bölgesel rakibi Hindistan karşısında dezavantajlı duruma düşürmektedir.

– Çin 115 milyondan fazla internet kullanıcısına sahiptir. İnternet erişiminde Google, Yahoo gibi batılı bilişim teknolojisi şirketlerinin hizmetlerinden sıkça faydalanan Çin toplumunun, bu kaynakların muhtemel yönlendirmeleri neticesinde istikrarını kaybetmesi olasıdır. Bu yüzden Çin’de ciddi sansür uygulamaları mevcuttur. Ancak bu durum Çin iş çevrelerinin ihtiyaç duyduğu yaratıcı entelektüel beyinlerin yetişmesini engellemektedir.

Sonuç olarak Çin, gelişmenin yarattığı sosyal, ekonomik, çevresel ve güvenlik sorunları ile karşılaşsa da önümüzdeki 20 yıl içerisinde bu sorunların büyük kısmını çözecek; daha yüksek refah seviyesine sahip, daha istikrarlı, daha güçlü bir ülke haline gelecektir. Askeri ve siyasi gücü sayesinde Çin dünya üzerinde önümüzdeki 20 yılda hiçbir Asya ülkesinin elinde bulunmayan nüfuza kavuşacaktır.


*Bu yazı, Amerika Birleşik Devletleri’nin çeşitli istihbarat ve eğitim kurumlarının kurduğu ve amacı geleceğin kompleks askeri, teknolojik ve istihbarat ortamı içerisinde yön gösterici olmak olan Proteus USA grubu tarafından hazırlanan “Tech 2035: Future Technology, Future Power in Asia, and Future Intelligence Challenges” isimli çalışma kaynak alınarak Ekopolitik araştırmacısı Ömer Çay tarafından derlenip kaleme alınmıştır.

Bilgi Harbi ve Türkiye

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 10:25 pm

http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=4348&pid=4082

Ömer Çay*

Information Warfare (IW) Türkçe’ye “Bilgi Harbi” olarak çevrilebilecek yeni nesil bir savaştır. Özellike son 20-25 yılda tüm dünyada bilgisayar teknolojilerinin hızlı bir şekilde gelişmesi, bilgisayar kullanımının birey-şirket-devlet piramidinde esansiyel hale gelmesi aynı zamanda bilgisayar-ağ sistemlerini bizim açımızdan vazgeçilmez kılmıştır. Bu vazgeçilmezlik aynı zamanda bir zayıflığı da beraberinde getirmiş olup, son yıllarda Bilgi Harbi denen yeni nesil harp doktrinini meydana getirmiştir.

Temelde IW yeni bir konsept değildir. Aslında düşman bilgi ağlarına zarar verecek her türden saldırı IW içine dahil edilebilir. Örneğin düşman fiberoptik kominikasyon ağına zarar veren bir özel harekât bir nevi askeri IW operasyonu kapsamındadır. Bununla birlikte muharebe alanında düşmanın elektronik alt-yapısını çökertecek EMP (elektromagnetik pulse) ya da HPW (high power microwave) tipi özelleşmiş saldırı silahları IW kapsamında değerlendirilebilir. Ama IW daha dar kapsamlı olarak algılanmaktadır ki bu dar bağlam, özellikle bilgisayar ağlarının kullanımının engellenmesi, bilgisayarlardan bilgi çalınması şeklinde görülmektedir. Bazı kaynaklara göre IW 4 sınıfa ayrılmıştır:

– 1. Sınıf: Kişisel verilerin ele geçirilmesi
– 2. Sınıf: Endüstriyel-Ekonomik Espiyonaj ile hükümet, şirket sırlarının ele geçirilmesi.
– 3. Sınıf: Info-Terörizm olarak da adlandırılan ve bilgisayar sistemlerinin-ağlarının işleyişinin bloklanması
– 4. Sınıf: Askeri IW olarak da adlandırılan ve rakip karşısında avantaj sağlamak için yukarıdaki tekniklerin ve bunlarla birlikte fiziki-imha tekniklerinin kombine olarak kullanılmasıdır.

Dikkat edilecek husus özetle şudur:
IW; bilgi çalmak (istihbarat), bilginin dağılımının engellenmesi (hacker ataklarından EW’ye kadar geniş bir spektrum) ve bilgi dağıtım mekanizmalarının yok edilmesi olmak üzere (EMP, HPW, konvansiyonel saldırılar) üç temel sacayağı üzerine kuruludur.

Tanımlamaya çalıştığım IW konsepti aslında düşünülen IW algılamalarından sadece biri. Gözlemlediğim kadarıyla IW terimi yukarıda anlattığımdan daha dar kapsamlı olarak algılanmakta. Şöyle ki IW; virüsler, trojenler vs. gibi bilgisayar yazılımlarını kullanarak karşı tarafın sivil-askeri IT tabanlı servislerinin çökertilmesi, geçici olarak engellenmesi, dinlenmesi, yanlış yönlendirilmesi; bilumum hizmet dışı bırakılması (denial-of-service) ve propaganda yapmak amacıyla kullanılmasıdır.

Klasik bir muharebede Elektronik Harp (EW) ve Bilgi Harbinin (IW) beraber kullanılması başarıyı getirecektir. Bazı kaynaklar 1. Körfez savaşında Irak C2 sisteminin çökertilmesinde klasik EW harbinin yanında, IW’nin de çok etkili olduğunu iddia etmektedir. İsrail’in Suriye’ye yaptığı son saldırıda Suriye C2 altyapısının özellikle konvansiyonel olmayan metotlarla (IW ile Network Attack olabilir) engellendiği söylenmektedir. Geçtiğimiz aylarda ABD, siber muharebe komutanlığını USAF bünyesinde oluşturmuştur ve birimin kabiliyetlerinin sadece defansif değil aynı zamanda ofansif olduğu da söylenenler arasındadır. DARPA destekli bazı projelerde ABD’nin; açık ya da kapalı loop bilgisayar ağlarına hangi yazılım altyapısını kullanıyor olursa olsun sızma, tespit edilmeden ağda kalma, ağları (network) engelleme, hatalı bilgi üretme ve gerekirse tümüyle servis dışı bırakma amaçlı bir takım donanım-yazılım teknolojilerini geliştirmekte olduğu biliniyor.

IW’nin propaganda boyutu da ele alınmalıdır. Kosova savaşı, Çeçen Savaşı, Litvanya-Rusya ve daha sonra Gürcistan gerginlikleri sırasında IW, internet ortamında yürütülen propagandalar ve hizmet dışı bırakma operasyonlarında kullanılması ile dikkat çekmiştir.

Bazı kaynaklar EW-IW arasındaki ilişkiyi simetrik-asimetrik muharebe arasındaki ilişkiye benzetmektedir. EW, hedefindeki bilgi alış-verişini çok fazla spesifik olmadan kaba kuvvetle elektromanyetik spektrumda engellemeye çalışırken, IW daha spesifik hedeflere bilginin dijital olduğu ortama yönelik operasyonları içermektedir. EW unsurları giderek daha fazla birbirine benzeyen ve hızla yaygınlaşan sistemler olmakla beraber; IW unsurlarının daha çok ülke/servis odaklı olması önemli bir avantajdır.

Ancak IW modern, dijitalleşmiş ordu ve devlet sistemi olan ülkelere karşı başarılı olabilir; söz gelimi bu teknolojiler Yunanistan’a karşı İran’dan daha fazla işe yarayacaktır. Bir başka durum ise IW’nin etkilerinin geri döndürülebilir olmasıdır. Siz geçici bir süre için Yunanistan telefon şebekelerini çökertebilirsiniz ama bu şebekelerde meydana gelen kayıplar kısa sürede manüel olarak telafi edilebilir ya da bin bir güçlükle sızdığınız bir askeri ağda tespit edilmeniz durumunda rakiplerinize kısa sürede pek çok şeyi değiştirecektir. Ama yine de sadece IW vasıtasıyla bile karşı taraf üstünde tek bir kurşun atmadan caydırıcı etki oluşturulabilir.

Türkiye’de Durum

Türkiye, oluşturulmaya çalışılan “Ulusal Bilgi Güvenliği” programı ile yüksek önemi haiz kamu kuruluşlarının bilgisayar sistemlerini ve ağlarını koruma altına almak için TÜBİTAK tarafından kurulmuş birimler vasıtasıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Bu amaç için kurulan Bilgisayar Olaylarına Müdahale Ekibi (BOME) Gebze’de bir danışma/sorun çözme merkezi olarak çalışmaktadır. Daha yetkin bir merkez olması beklenen Elektronik Ortam Savunma Merkezi ise Ankara’da kurulmaktadır. Kurulması düşünülen “Siber Komutanlık” konusunda son dönemlerde medyaya yansıyan haberler, TSK’nın bilgi harbi kabiliyetlerini artırmak istediği şeklinde yorumlanabilir. Gerek stratejik seviyede gerekse taktik seviyede gelişmiş bilgisayar/iletişim ağlarına sahip TSK’nın elbette bu alt yapısını barış ve savaş zamanında daha organize bir şekilde korumak istemesi doğaldır. Benzer hassasiyetin diğer kamu kuruluşlarında da gösterilmeye başlanması Türkiye adına sevindirici gelişmelerdir.

10 Aralık 2009 tarihinde Savunma Sanayii İmalatçılar Derneği tarafından Ankara’da düzenlenecek Sayısal Ortamda Savaş sempozyumunda (SOS2009) bilgi harbi konusunda Türkiye’de ve dünyadaki gelişmeler masaya yatırılacaktır. Bu konuda ortak akıl oluşturması açısından bu sempozyum, gerek sivil gerekse askeri katılımcılara Türkiye’nin IW konusundaki çalışmaları açısından yol gösterici olabilir.


* Ömer Çay Ekopolitik araştırmacısı olup savunma ve güvenlik temelli çalışmalarını sürdürmektedir.

 

Ekim 16, 2009

İsrail’in Kimyasal-Biyolojik-Radyolojik Silah Kabiliyetleri

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 4:09 pm

http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=4323&pid=4082

Başbakan Recep Tayip Erdoğan ABD’de Eylül sonunda düzenlenen G20 zirvesinde şunları söylemişti: “Sadece İran değil, İsrail de nükleer silaha sahip. O niçin hiç gündeme gelmiyor.” Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanın bu sözleri söylemesi Ortadoğu’nun nükleer silahlardan arındırılması konusundaki hassasiyetini göstermesi açısından önemliydi. Gerçekten de dünya kamuoyu her ne kadar İran’ın nükleer silah geliştirme çabalarına odaklansa da gözden kaçan ve Ortadoğu’daki barışı birincil olarak tehdit eden unsurlardan biri, İsrail’in sahip olduğu kimyasal-biyolojik-radyolojik silah kabiliyetleridir.

İsrail bulunduğu bölgede kendisini tehdit altında hissetmektedir ve bu his İsrailliler tarafından “varlık sorunu” olarak nitelendirilmektedir. Varlık sorunu İsrail’i nükleer silahlar edinmesi konusunda teşvik etmektedir. İsrail’in bölgesinde bir müttefikinin (dipnot: yakın geçmişte Türkiye ve İsrail’in müttefik olduğu değerlendirilmesi yapılmıştır) olmaması ve çevresindeki Arap ülkelerinin ve İran’ın askeri tehdidi altında hissetmesi; buna karşın bu tehdide cevap verebilecek yeterli insan gücünün ve coğrafi derinliğinin olmaması İsrail’i nükleer caydırıcılığı edinmesi konusunda motive edici bir etkisi vardır. Bunlara ilave olarak Saddam döneminde Irak’ın, Suriye ve İran gibi ülkeleri nükleer silahlar ve bunları taşıyabilecek balistik füzeler konusunda hevesli olması, İsrail’in nükleer silah programını devam ettirmesi yönünde kamçılayıcı olmaktadır.

İsrail’in nükleer silah edinme çalışmaları 1950’li yıllara kadar gitmektedir. 1. aşamada özellikle Fransa ve daha sonra İngiltere’nin desteğinde ilerleyen program, Fransa’nın Negev çölüne yapılacak nükleer santrale reaktör sağlaması ile önemli bir noktaya geldi. Fransa’nın İsrail’e olan teknik desteğinin 1950’lilerin sonunda çekmek istemeye başlamasına rağmen Fransa’nın teknik desteği 1960’ların ortasına kadar devam etti. İngiltere ise Negev- Dimona’daki nükleer tesislere tonlarca ağır su ve nükleer silah üretiminde kullanılacak kritik kimyasalları sağladığı bilinmektedir. Neticede İsrail’in 1960’ların ortalarında Dimona’daki tesislerde atom bombası üretebilecek kapasitede zenginleştirme işlemlerine başladığına düşünülmektedir. Bazı batılı kaynaklar İsrail’in 3. ve 4. Arap-İsrail savaşlarında nükleer silahlara sahip olduğunu söylemektedir.

İsrail’in nükleer ve diğer stratejik silahları ile olan bilgiler açık kaynaklarda oldukça sınırlıdır. Bu yüzden İsrail’in bu kabiliyetleri hakkında yapılacak bütün yorumların spekülatif yönü ağır basmaktır. Şu ana dek İsrail devleti nükleer silahlarının varlığını ne doğrulamıştır ne de reddetmiştir. Buna karşın batılı araştırmacılar bugün İsrail’in 100-400 arasında nükleer başlığa sahip olduğunu düşünmektedir. Bu tahminler İsrail’in Dimona nükleer santralinin plütonyum üretim tahminlerine göre yapılmıştır. İsrail nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar konusunda “belirsizlik” politikası izlemektedir. İsrail Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nı imzalamamıştır. Nükleer tesisleri tamamen denetim dışıdır ve kabiliyetleri bağımsız gözlemciler için tahminlerden öteye gidememektedir.

İsrail’in sahip olduğu bu nükleer başlıkları taktik ve stratejik amaçlarla kullanacağı bir doktrine sahip olduğu iddia edilmektedir. Buna göre İsrail:

a. Kendisine karşı yükselen askeri tehdide karşı önleyici saldırı,
b. Bölgede ortaya çıkabilecek nükleer güce karşı önleyici saldırıda bulunmak,
c. Kendisine karşı girişilecek bir konvansiyonel harbin kazanılamayacağının görülmemesi halinde taktik nükleer silahların kullanımı,
d. Kendisine gelebilecek nükleer-biyolojik ya da kimyasal bir saldırıya karşı caydırıcılık oluşturmak,
e. Diplomatik görüşmelerde avantajı elinde bulundurmak.

İsrail’in nükleer silahlarını hangi vasıtalarla kullanacağını incelersek:

a. İsrail Hava Kuvvetleri F-16C/D ve F-16I ile F-15I uçaklarında nükleer silahları taşıma kabiliyetinde olduğu bilinmektedir. Bu uçaklar ilave yakıt tankları ve İsrail’in sahip olduğu havadan yakıt ikmal kabiliyeti sayesinde 3000 km ötesine saldırı yapabileceği öngörülmektedir. İsrail’in serbest düşmeli (muhtemelen güdüm kitine sahip) 10-50 kt kuvvetinde nükleer silahlara sahip olduğu düşünülmektedir.

b. İsrail’in Soğuk Savaş döneminde topçu mühimmatı şeklinde nükleer başlıklar hazırladığı iddia edilmektedir. Bu kabiliyet İsrail tarafından kullanılmakta olan 160 mm havan sistemlerinde ya da çeşitli 155 mm çapındaki toplarında ya da GPS/INS güdüm sistemine sahip 150 km menzilli EXTRA roket sistemi ve 280 km menzilli LORA roket sisteminde halen sürüdürülüyor olabilir.

c. İsrail 1960’ların sonunda Fransa’nın desteği ile Jericho-1 isimli 500 km menzilli, 800 kg harp başlığı taşıyabilen ve 1000 m dairesel payına sahip olan bir balistik füzeyi geliştirdi. Bu füzenin 20 kt nükleer harp başlığı ve ya kimyasal silah harp başlığı ile donatıldığı iddia edilmişti. Bu füzeyi tıpkı Jericho-1 gibi çift kademeli katı yakıtlı bir balistik füze olan Jericho-2 füzesi takip etti. Jericho-2 füzeleri 1500 km’nin üzerinde bir menzile ve bir 1 tonu bulan harp başlığı taşıma kapasitesine sahipti. Jericho-2 füzelerinin konvansiyonel HE ve 1 megatona kadar nükleer harp başıkları ile donatılabileceği iddia edilmektedir. Jericho-1 füzelerinin tamamı inaktif iken İsrail’in silo konuşlu 90 Jericho-2 füzesini Tel-Aviv’in güneyindeki Zacharia hava üssünde tuttuğu düşünülmektedir. İsrail’in ayrıca mobil Jericho-2 füzelerine sahip olduğu iddia edilmiştir. İsrail yakın zamanda Jericho-3 isminde yeni bir balistik füze geliştirdiği bilinmektedir. 2 ya da 3 kademeli katı yakıtlı olan bu füzenin 2/3 MIRV’e (çoklu bağımsız atmosfer dönüşlü harp başlığı) sahip olacağı tahmin edilmektedir. Füzenin menzilinin 4500-6500 km arasında olduğu iddia edilmektedir. Eğer öngörüler doğru ise Jericho-3 füzesi varlığı ile İsrail’in nükleer darbe yeteneği İngiltere ve Fransa ile benzer seviyeye gelecektir.

d. İsrail Almanya’dan 1999 yılında 2 Dolphin sınıfı denizaltı satın aldı ve havadan bağımsız tahrik sistemine (AIP=Air Independent Propulsion) sahip 3 ilave Dolphin denizaltısının teslimatını beklemektedir. Bu denizaltılar bugün Almanya ve İtalya’da kullanılmakta olan U-212 denizaltılarının bir türevidir. Ancak İsrail Dolphin’leri U-212’de bulunmayan 650 mm’lik torpido kovanlarına sahiptir. 650 mm’lik torpido kovanlarının Dolphin sınıfı denizaltılara seyir füzeleri atma kabiliyeti sağlayacağı belirtilmektedir. İsrail’in bu denizaltılara Harpoon füzelerinde yapılan değişiklikle nükleer kabiliyet kazandırdığı iddia edilmiştir. Bir başka iddiada ise Popeye-3 olarak adlandırılan uzun menzilli seyir füzesinin Dolphin sınıfı gemilere konuşlandırıldığı yönündedir. Bundan birkaç yıl önce Amerikan resmi kaynakları, İsrail’in 1500 km menzilli seyir füzeleri geliştirdiğini ve bu füzeleri Hint Okyanusu’nda denediğini iddia etmiştir.

Görüldüğü üzere İsrail nükleer triadını tamamlamış gibi gözükmektedir. Havadan F16 ve F-15 uçaklarını yakın gelecekte stealth karekterleri olan F-35 uçakları ile destekleyeceklerdir. Jericho-3 füzeleri İsrail’e sadece Ortadoğu’yu değil, bütün Avrupa’yı, Rusya’nın önemli kısmını, ve Pakistan’ı kapsayan geniş bir coğrafyaya nükleer darbe yapma imkanı verecektir. İsrail’in denizaltıları İsrail’in sigortası olacak 2. bir nükleer saldırı dalgası yapma kabiliyetini sunabilir. Bu kabiliyet sayesinde İran ve Suriye’nin İsrail’in nükleer kaabiliyetlerini bertaraf edeceği senaryolarda bile İsrail bu denizaltılarla caydırıcılığını sürdürebilir.

İsrail’in nükleer programına Batı Avrupa’nın ve ABD’nin hiç itiraz etmemesi, İran’ın nükleer silahlar konusundaki hevesleri, potansiyel tehdit olan Pakistan nükleer silahları gibi çeşitli unsurlar göz önüne alındığında İsrail’in nükleer programından vazgeçmesi orta vadede düşük olasılıklıdır.

İsrail’in İddia Olunan Diğer Stratejik Kabiliyetleri
Hakkında net bilgiler olmamakla birlikte İsrail’in 1 mt gücünde termonükleer silah ürettiği iddiasının doğurduğu bir başka gerçek de bu tip bir silahın kullanılması durumunda ortaya çıkacağı elektromagnetik puls (EMP) etkisidir. İsrail’in bu tip bir başlığı atmosfer içerisinde patlatması durumunda birkaç bin km çapındaki bir alanda meydana gelebilecek EMP etkisi bu alandaki elektronik sistemlerin kullanılamaz hale gelmesi ile sonuçlanabilir. Bunun yanında İsrail nükleer olmayan EMP silahları geliştirmiş olabilir. İsrail bunun yanında düşman zırhlı birliklerini durdurmak için nötron bombası geliştirmiş olabilir. Küçük bir patlamanın ardından meydana gelen kuvvetli nötron ışıması zırhlı araç personelinin kısa sürede araç içerisinde ölmesine sebep olabilir.

İsrail nükleer silahlar konusunda sürdürdüğü “belirsizlik” politikası bir bakıma biyolojik ve kimyasal silahlar için de geçerlidir. İsrail Biyolojik Silahların Önlenmesi Anlaşması’nı da imzalamamıştır, Kimyasal Silahların Önlenmesi Anlaşması’nı ise imzalamış ancak onaylamamıştır. Dünya klasmanında kimya sanayisine, ilaç sanayisine, genetik alanında uzmanlaşmış biyoteknoloji firmalarına sahip olan İsrail’in istenildiği takdirde aylar içerisinde kimyasal ve biyolojik silah geliştirme olanağı vardır. Ortaya atılan iddialar olsa da İsrail’in kimyasal ve biyolojik silah yaptığına dair kesin bir kanıt yoktur. Ness Ziona’da bulunan Israeli Institute for Biological Research (IIBR) dünyada patojen bakteri/viruslar üzerine araştırma yapan en önemli merkezlerden biri olarak gösterilmektedir. Bu merkezin biyolojik silah üretme yeteneğinin olduğu da iddia edilmektedir.

Sonuçta İsrail, gerek İsrail dışında elde ettiği teknik destek, gerekse üniversiteleri, araştırma enstitüleri ve gelişmiş kamu-özel savunma sistem üreticileri sayesinde önemli stratejik yetenekler elde etmiştir. İsrail’in nükleer, biyolojik ve kimyasal silah kabiliyetleri bulunduğu su götürmez bir gerçektir; ki bu kabiliyetler İsrail’i Ortadoğu’daki en caydırıcı ülke yapmaktadır. Böylelikle stratejik derinlikten yoksun olan bir ülke yaşama şansını büyük ölçüde elde ettiği gibi, Ortadoğu’da önemli bir aktör olarak da ortaya çıkmaktadır. Bölgesinde son yıllarda etkin olmaya çalışan Türkiye’nin, İsrail’in stratejik silah kabiliyetlerini yakından izlemesi gerekmektedir. Bölgenin mevcut politik durumu göz önüne alındığında Türkiye’nin nükleer silahsız Ortadoğu söyleminin gerçekleşme olasılığı düşük görülmektedir. Bu yüzdendir ki Türkiye’nin İsrail’in bu kabiliyetlerine yönelik uzun vadeli kararlar alması gerekmektedir.

*Ömer Çay Ekopolitik araştırmacısı olup savunma ve güvenlik temelli çalışmalarını sürdürmektedir.

Ekim 9, 2009

İran’ın Balistik Füze Kabiliyetleri Üzerine Bir Analiz

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 6:57 pm

http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=4309&pid=46

Son aylarda İran’ın nükleer programı hakkında diplomasi trafiği artarken, gözler İran’ın yeni nükleer tesislerine ve testleri devam eden Buşehr nükleer santraline çevrildi. İran’ın kendi söylemleri aksine uluslararası kamuoyu İran’ın gizliden gizliye nükleer silah programı yürüttüğü yönünde. Her ne kadar dünya basını nükleer silahlara odaklanmış olsa da, bu silahları taşıyabilecek “atıcı unsurların” da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Nükleer silahların hedefine gönderilmesi için pek çok seçenek bulunmaktadır, bunların arasında sabit kanatlı av-bombardıman/bombardıman uçakları ile serbest düşüş prensibine göre bırakma, karadan ve denizaltından fırlatılan balistik füzeler, seyir (cruise) füzeleri, namlulu topçu sistemleri, uzay konuşlu sistemler, nükleer başlıklı torpidolar ve mayınlar bulunmaktadır. İran’ın nükleer silah edinmesi durumunda bu yöntemlerden birkaç tanesini deneyebilir, ancak İran için en etkili ve güvenilir yöntem balistik füzelerdir. Sadece nükleer-biyolojik-kimyasal başlık taşıyarak değil, konvansiyonel harp başlıkları ile de balistik füzeler askeri toplanma merkezleri ve şehirler üzerinde atıldıklarında gerek fiziksel gerekse psikolojik etkileri olmaktadır. Makale konusu gereği atıcı unsurlardan sadece balistik füzelere değinilecektir. Diğer seçenekler ise başka bir makale konusu olabilir.

Şah rejiminin dağılmasının ardından yeni İran rejimi caydırıcılık kabiliyetlerini Şah rejiminin yaptığı gibi konvansiyonel silahlar üzerinde kurmak yerine, büyük ölçüde balistik füze sistemleri üzerine kurmaya başladı. Bunun altında yatan gerekçelerin başında Şah dönemindeki ordu alt yapısının büyük ölçüde ABD tarafından kurulu olmasından dolayı yaşanabilecek yedek parça, eğitim sıkıntıları gibi teknik eksikliklerin konvansiyonel güç yapılandırmasını sekteye uğratacağı korkusu geliyor. Ayrıca yeni rejimin yarattığı belirsizlik ile bu yeni rejimin kurulmasının hemen ardından patlak veren İran-Irak savaşının yarattığı ortamın silah alımları ve satış sonrasında meydana gelebilecek teknik destek sorunları da altta yatan birincil gerekçelerden. Bu durum konvansiyonel caydırıcılık konseptini ikinci plana itti. Bir başka durum ise İran’ın ABD ve ABD ile yakın ilişkiler içerisinde bulunan Körfez ülkeleri ile girişilebilecek konvansiyonel harbin kazanılma olasılığının düşüklüğünü fark etmesidir. Bundan dolayı mezkûr tehdide karşı yıkıcı bir asimetrik savaş doktrini İran tarafından benimsenmiştir. Bunun sacayaklarından biri de balistik füzelerdir.

İran son 30 yıl içerisinde gerçekleştirdiği balistik füze araştırma-geliştirme çalışmaları sonucunda bugün caydırıcı kabiliyetlere sahip balistik füze sistemlerini seri olarak üretme kabiliyetlerini kazanmıştır. Bu kabiliyetleri edinme sürecinde İran, Kuzey Kore başta olmak üzere Çin ve Rusya’nın teknik desteğini edindi. Uluslararası baskılara, ambargolara rağmen önemli bir ‘Know-How’ kabiliyeti edinen İran bugün sadece kısa menzilli balistik füzeleri (SRBM, menzili 1000 km.ye kadar olan balistik füzeler) ve orta menzilli balistik füzeleri (MRBM, menzili 1000-3000 km olan balistik füzeler) üretme kabiliyetini edinmekle kalmayıp, bu tip füzelerden binlercesini envanterinde bulundurmaktadır. İran’ın bir sonraki hedefi orta vadede ileri seviye uzun menzilli balistik füzeleri (IRBM, menzili 3000-5500 km olan balistik füzeler) üretmek ve nihayetinde de kıtalararası balistik füzeleri (ICBM, menzili 5500 km.nin üstünde olan balistik füze) üretmektir. Bu makalenin amacı İran’ın balistik füze sistemlerini ve kabiliyetlerini gözler önüne sermektir.

Kısa Menzilli Balistik Füze (SRBM)

Kısa menzilli balistik füzeler (SRBM) menzilleri 1000 km.ye kadar olan balistik füzelerdir. SRBM’ler 100 km–200 km menzilleri arasında, kullanımı topçu roket sistemleri gibidir ve taktik muharebe sahasında kullanımları yaygındır. İran, topçu roketi olarak da değerlendirilebilecek Nezeat isimli güdümsüz roket sistemlerinin üretimine devam etmektedir, bu ailede bulunan roketlerin harp başlıkları 100-200 kg ve menziller 100-160 km arasında değişmektedir. Benzer bir amaçla başlatılan Zelzal roket ailesinin ise son versiyonlarında INS güdüm sisteminin kullanıldığı ve dairesel hata payının oldukça düşürüldüğü düşünülmektedir. Zelzal-2 roketinin Suriye ile ortak üretilen versiyonu Fattah-110 olarak isimlendirilmektedir. 600mm çapındaki bu füzenin menzilinin 200 km.nin ötesinde olduğu düşünülmektedir. İran’ın kısa menzilli bu füzeleri Güney Lübnan’da Hizbullah Örgütüne transfer ettiği düşünülmektedir. Görece kısa menzilli bu füzelerin Güney Lübnan’da Hizbullah tarafından ateşlenmesi durumunda İsrail’e ait pek çok askeri-sivil kritik tesisleri vurabileceği düşünülmektedir. Bu füzelerin varlığı İsrail’i kısa menzilli füzelerin yok edilmesine yönelik hava savunma sistemleri (Rafale firmasının Iron Dome ve David’s Sling hava savunma sistemleri gibi) geliştirmeye yöneltmiştir. 2006’da Güney Lübnan’da yaşanan çatışmalarda Hizbullah çoğunluğu el yapımı Kassam füzeleri olmak üzere 4000 roket ateşleyerek 40’tan fazla İsrailli’nin ölümüne ve 250 bin kişinin geçici göçüne yol açmış ve Kuzey İsrail’de bir panik havası yaratmıştır. Görüldüğü gibi İran’ın basit kısa menzilli füzeleri büyük ustalıkla İsrail’e karşı “stratejik” silahlara çevirme kabiliyeti bulunmaktadır.

İran Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri’nin 300–400 kadar Şahap–1 ve Şahap–2 füzesini ve 50’den fazla atıcı sistemi elinde bulundurduğu düşünülmektedir. (Kaynak: Jane’s Strategic Weapons Systems) Hem Şahap-1 hem de Şahap-2 füzeleri sıvı yakıtlı Rus Scud (R-17) füzelerinin türevleridir. Şahap-1 1980’lerin sonunda Kuzey Kore’nin desteği ile geliştirilmiştir ve SCUD-B füzelerinin bir türevidir, menzili 300 km.dir. Şahap-2’nin ise 1990’ların ikinci yarısında operasyonel hale geldiği düşünülmektedir. Şahap-2 füzesi Rus SCUD-C füzelerinin bir türevi olup yine Kuzey Kore’nin teknik desteği ile geliştirilmiştir. Menzili 550 km.dir. Şahap–1 ve Şahap–2 füzelerinin 700 kg ağırlığında harp başlığına sahip olduğu düşünülmektedir. İran’ın bu füzeleri HE (yüksek infilak patlayıcı) başlıkları ile donattığı kuvvetle muhtemeldir. Buna karşın 1000’den fazla küçük bombacık içeren bir harp başlığının geliştirilmiş olabileceği düşünülmektedir. Bu füzelerin çoklu atışları büyük yerleşim yerleri ve geniş bölgeye dağılmış askeri tesisler için tehdit oluşturabilir. Scud füzelerinin geçmişte Ortadoğu’da meydana gelen savaşlarda sıkça kullanıldığı düşünüldüğünde muhtemel bir çatışmada bu füzelerin büyük salvo atışlarıyla kullanılabilme olasılığı vardır.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin teknik desteğinin yanında, İran’ın Çin’den doğrudan füze aldığı bilinmektedir. İran’ın 90’ların başında CSS–8 (M7) füzelerinden 200 kadar aldığı düşünülmektedir. 150 km menzile sahip bu füzelerden yarısının halen operasyonel olduğu iddia edilmektedir. İran’ın Çin ile M9 ve M11 füzeleri için ortak üretim/geliştirme çalışmalarının bir noktaya kadar devam ettiği ancak daha sonra nihayete ermediği batılı kaynaklarca söylenmektedir.

Orta Menzilli Balistik Füzeler (MRBM)

Orta menzilli balistik füzeler menzilleri 1000-3000 km arasında olan füzelerdir. İran Devrim Muhafızları bu sınıfta Şahap-3 füzelerini aktif bir şekilde kullanmakta, son zamanlarda daha gelişmiş füzeleri test etmektedir. Şahap-3 füzeleri Kuzey Kore’nin desteği ile No Dong-1 füzeleri temel alınarak geliştirilmiştir. Füzelerin 2000’lerin başlarında operasyonel hale geldiği düşünülmektedir. Şahap–3 olarak bilinen füzenin menzilinin 1300 km civarında olduğu bilinmektedir; daha gelişmiş Şahap-3A olarak da isimlendirilen füzenin menzilinin ise 1500–1800 km civarında olduğu tahmin edilmektedir. Şahap-3A füzesinde üçgensel atmosfer dönüşlü harp başlığının bulunması İran’ın konvansiyonel olmayan başlıklar geliştirdiği yönündeki kuşkuları artırmıştır. 2004 yılında ortaya çıkan ve İran kaynaklarında Ghadr-1 olarak adlandırıldığı düşünülen Şahap-3B füzesinin menzilinin ise 2000 km.yi aştığı İran haber ajanslarınca iddia edilmiştir. Şahap-3 serisi füzelerinin dairesel hata payı (CEP) değerleri tamamen spekülatif olup 500-2500 m arasında olduğu düşünülmektedir, bu değerin Şahap-3B füzelerinde en aza indiği düşünülmektedir.

Şahap-3 serisi füzelerin 500-800 kg arasında bir harp başlığı taşıdığı düşünülmektedir. İran büyük olasılıkla harp başlığı olarak konvansiyonel yüksek infilaklı harp başlığı kullanmaktadır. Ancak Şahap-3 füzelerinin nükleer silah taşıyabilecek atmosfer dönüşlü başlık kabiliyetini edindiği bilinmektedir. Bunun yanında kimyasal ya da biyolojik harp başlığı taşınması durumunda bu büyüklükte harp başlıklarının binlerce kişinin ölümüne sebep olması mümkündür.

Şahap-3 serisi füzelerin tamamı tek kademeli sıvı yakıtlı roket motoruna sahiptir. Sıvı yakıtlı roketlerin ateşlenmeden önce yakıtla doldurulması gerekliliği bu tip füzelerin kullanımında zorluklar çıkarmaktadır. Bu yüzden İran yine Kuzey Kore ve Çin gibi çeşitli kaynaklardan elde ettiği bilgi-birikim ile katı yakıt teknolojili füzeler geliştirmektedir. Bu yıl İran katı yakıtlı ve çift kademeli Sejil (Ashoura) füzesinin denemesini gerçekleştirmiştir. Bu füzenin menzilinin 2000 km olduğu İran kaynakları tarafından belirtilmiştir. Sejil füzesi İran’ın uzun menzilli darbe kabiliyetlerinde önemli artışlar sağlayacağı söylenebilir, bu füzenin seri üretimine önümüzdeki birkaç yılda başlanacağı iddia edilmektedir.

Bunun yanında İran’ın Kuzey Kore’den Rusya kaynaklı R-27/RSM-25 (NATO: SS-N-6) tipi 18 füze satın aldığı istihbaratı İsrail ve ABD açık kaynaklarında mevcuttur. Bu füzelerin menzilinin 2500 km üzerinde olduğu düşünülmektedir; füzelerin yer altındaki silolara yerleştirildiği tahmin edilmektedir.

İran’ın Füze Programının Geleceği

İran’ın katı yakıt teknolojisi, entegre GPS/INS güdüm sistemi, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip atmosfer dönüşlü başlık teknolojisi gibi ileri seviye balistik füze teknolojileri üzerinde çalışmalarını sürdürdüğü görülmektedir. İran’ın günümüzde sahip olduğu ve yaklaşık 2500 km mesafede 500 kg.dan fazla faydalı yük taşıma kapasitesine sahip katı ve sıvı yakıtlı balistik füze üretme kabiliyetlerini, yakın gelecekte IRBM olarak da adlandırılan ve menzili 3000 km.yi aşan balistik füze üretimi şeklinde devam edebilir. Geçtiğimiz şubat ayında İran’in kendi kabiliyetleri ile uzaya uydu yerleştirmesi hem askeri hem de sivil amaçlı olarak çift kullanımlı (dual use) teknolojilere yöneldiğinin ipuçlarını vermektedir. İran’ın uzay programı yakın gelecekte yapılma olasılığı bulunan kıtalararası balistik füze (ICBM) geliştirme programını gölgeleyebilir. Amerikan kaynakları İran’ın Şahap-5 ve Şahap-6 olarak adlandırılan kıtalararası balistik füze geliştirdiğini iddia etmiş, hatta bu tip bir füzenin 2015 yılında test edebileceği uyarısında bulunmuşlardır. Ancak son dönemlerde açık kaynaklara sızdırılan yorumlardan İran’ın 2015 yılında ICBM tipi bir füze denemesi yapmasının neredeyse olanak dışı olduğu anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak İran balistik füze kabiliyetlerini geliştirmektedir ve bununla yetinmeyip nükleer silahlar edinme konusunda azimli görünmektedir. İran her ne kadar kimyasal ve biyolojik silahların yayılmasını önleyici uluslararası anlaşmalara imza atsa da bu silahları üretme bilgi ve becerisine sahiptir. Bu gerçekler göz önüne alındığında İran’ın komşusu ve aynı zamanda Atlantik İttifakı’nın parçası konumundaki Türkiye’nin bu tehditlere karşı önleyici savunma/saldırı sistemleri edinmesi gerekli görülmektedir. Bu çerçevede modern erken uyarı ve füze savunma sistem alt yapısının kurulması hususunda TSK ve MSB teşvik edilmelidir.

*Ömer Çay Ekopolitik araştırmacısı olup savunma ve güvenlik temelli çalışmalarını sürdürmektedir.
omercay84@gmail.com

Haziran 15, 2008

IVECO VTM-X

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 12:41 am

İtalyan IVECO ve Alman KMW özellikle İtalyan ordusunun ihtiyaçlarını karşılamak üzere IVECO Trakker şasisi üzerine yeni bir mayın korumalı zırhlı araç geliştirdi. Aracın 18t olması ve 3.5t kadar taşıma kapasitesinin olması beklenmekte. STANAG 4569 Level3 seviyesinde (8kg TNT) mayın koruması olacak olan araçta EFP tipi mühimmatlara yönelik koruma sağlanması da beklenmekte. Araçta 8.7lt 400ps gücünde IVECO common-rail dizel motor kullanılması planlanıyor. VTM-X’in 10 tam donanımlı askeri taşıması öngörülmekte, asker taşıma fonksiyonunun yanında diğer görevlere adaptasyon da mümkün olacak 6×6 olacak bir model de geliştirilme aşamasında. VTM-X ilk olarak 2009 yılında ortaya çıkacak.

BMC’nin MRAP’ı İsrail Tasarımı Çıktı

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 12:32 am

Bir süre önce ortaya çıkan ve TSK’nın mayın korumalı zırhlı araç ihtiyacına yönelik BMC firmasının mayın korumalı aracının İsrailli Hatehof Ind. tarafından bir kaç yıl önce tasarlandığı ortaya çıktı. Bu aracın orjinal ismi ise Navigator. Navigator’un bugün açılacak olan Eurosatory fuarında da gösterilmesi bekleniyor.

Haziran 13, 2008

Cobra Gürcistan’da

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 9:43 am

Otokar Cobra Gürcistan Kara Kuvvetleri’nde. Cobra’lar Gürcistan Kara Kuvvetlerinde 40mm bomba-atar ve 12.7mm NSV ağır makineli tüfek ile donatılmış.

Haziran 11, 2008

Katar C-17 Globemaster-III alıyor

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 10:14 pm

Katar büyüklüğünden ve stratejik etkinliğinin çok ötesinde bir karar alarak 2 adet C-17 Globemaster-III tipi stratejik nakliye uçağı alıyor. Eğer sipariş kesinleşirse teslimatlar 2009 yılından itibaren gerçekleşebilir, Katar ayrıca 2 opsiyonu da belirtmiş. C-17 Amerikan Hava Kuvvetleri’nin temel havadan stratejik nakliye kabiliyetini sağlması yanında, NATO, İngiliz, Avustralya ve Kanada tarafından  da kullanılmakta.

Avrupalı Heron’a Yöneliyor

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 10:06 pm

Son haberlere göre İspanyol-Fransız firmaları (Thales-Dassault-Indra) hükümetlerine IAI tarafından üretilen Heron-TP MALE+ İHA’yı öneriyor. Heron-TP teklifi şu an Almanya öncülüğünde geliştirilmekte olan Advanced-UAV programını da baltalayabilir.

Haziran 9, 2008

İngilizler Reaper ile Amerika’dan vuruyor.

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 10:17 pm

reaper

İngiliz Hava Kuvvetleri teslim almaya başladığı silahlı insansız hava aracı (İHA) Reaper ile ilk angajmanını Afganistan’da yaptı ancak uçağı kontol eden eller binlerce km ötede ABD’de bulunmaktaydı. Reaper Amerikan General Atomics Predator İHA’larının büyütülmüş ve silahlandırılmış versiyonu, Reaper’lar SATCOM antenleri sayesinden dünyanın hemen her yerinden uçaklar binlerce km uzakta olsa dahi kontrol edilebilmekte.

http://www.defense-aerospace.com/cgi-bin/client/modele.pl?prod=94991&session=dae.37943489.1213047965.vRuT138AAAEAAEdCc@4AAAAE&modele=jdc_1

Rafale Yunanistan ve BAE tarafından satın alınabilir

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 8:13 am

Yeniden Merhaba,

Fransız Dassault’ın Rafale savaş uçağı uzun zamandır hezimetle süren yurtdışı pazar arayışları en sonunda mutlu bir sonla noktalanabilir. Reuters Haber Ajansına göre Rafale Uçakları için Yunanistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Rafale alımı konusundaki görüşmelerde ilerleme sağlamış. Basına yansıyanlara göre Yunanistan 40+20 BAE ise 63 Rafale uçağı satın alabilir.

Yunanistan’ın Rafale alımı ne yazık ki Türk Hava Kuvvetleri’ni F-35’leri tam operasyonel hale gelene dek zor
durumda bırakabilir, çünkü ne modernize edilen F-16’lar ne de yeni alınmakta olan F-16 Block50+ kabiliyet açısından Rafale ile aynı düzeyde değil.

Temmuz 27, 2007

Kısa Bir Ara

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 9:33 pm

Tatilim nedeniyle bir süre yeni haber gönderemiyorum, bilginize.

Bir Fotoğraf: Zırhlı VW Toureg ve RCWS

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 9:29 pm

CG(X) Projesi Gündeme Geliyor

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 9:27 pm

 

(eski CG-X tasarımlarından biri)

ABD donanması gelecekte CG-47 Ticonderaga sınıfı kruvazörlerini yenilemek için CG-X adı verilen programı başlatmak için bazı ön hazırlıklar yapıyor. Buna göre ABD kongresine 2 farklı konsept gemi önerilmiş bunlardan biri 14000t’luk DD-X in türevi olacak bir tasarım iken diğeri nükleer iticili 25000t’luk bir tasarım. Geminin SM-3 ve SM-6 Standart füzelerinin yanında KEI tipi büyk balistik füze öneleme füzelerini de taşıması öngörülmektedir. Eğer proje hayata geçirilirse ABD donanması 14 adet kruvazör almayı planlıyor.

kaynak

BAE Sisteme Önemli bir görev

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 9:18 pm

BAE sistem ABD füze savunma programının önemli parçalarından olan Multiple Kill Vehicle ismi verilen ve aynı anda çok sayıda harp başlığını yok edebilecek olan sistemin arama başlıklarını yapacak.

kaynak

Pakistan’dan Babür denemesi

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 9:12 pm

Pakistan geçtiğimiz günlerde 700km menzilli Babür füzesini (Hatf-VII) denedi. Nükleer başlık taşıyabilen Babür, Pakiston ordusunun önemli stratejik silahlarından biridir.

kaynak

Kanada donanmasını yeniliyor

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 9:08 pm

(Halifax sınıfı firkateynler modernize edilecek) 

Kanada donanmasını hızlı bir şekilde modernize etmek için çalışmalarını sürdürüyor. Bu çerçevede Kanada donanması elindeki bir düzine Halifax sınıfı firkateyni modernize etmeyi ve 6-8 adet Kutup tipi kıyı ötesi karakol gemisi (OPV) almayı planlamaktadır. Aynı zamanda Kanada 3 adet destek gemisinin de yapımına başlayacaktır. Gelecek projeksiyonunda Kanada 4-6 denizaltı, 12-14 firkateyn, 4 hava-savunma/komuta-kontrol gemisi, 3 büyük destek gemisi, 28 Cyclone ASW/ASuW helikopteri, 16 Çok amaçlı deniz karakol uçağı ve 8 OPV, diğer küçük gemilerden oluşmuş bir donanma kurmayı hedeflemektedir.

kaynak 

İngiltere 6. C-17’yi almayı planlıyor

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 8:47 pm

İngiliz Hava Kuvvetleri Irak ve Afganistan’daki operasyonlarında sıklıkla kullandığı ve genel olarak stratejik nakliye kabiliyetini karşılayabilen C-17 Globalmaster uçaklarından 6.sınını 2008 yılında almayı planlıyor. C-17 kargo uçakları kısa pistlere inip/kalkma özelliğinin yanında, 72t yükü 4400km uzağa taşıyabilmektedir.

kaynak 

İngiltere 2 Uçak Gemisi Sipariş Etti

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 8:35 pm

İngiltere resmi olarak Queen Elizabeth sınıfı uçak gemilerinden 2 adet sipariş etti. İngiltere 1998 yılından beri sürdürdüğü geleceğin uçak gemisi (CVF) programına daha sonra Fransa’nın da benzer ihtiyaçları olmasından dolayı projeye katılmasıyla ivme kazandırmıştı. Her ne kadar proje süresince karşılaşılan pek çok güçlüğe karşın programın kesin sipariş ile ivme kazanması İngiliz savunma sanayi çevrelerince oldukça olumlu karşılanmıştır. Konvansiyonel itkili olacak olan CVF (ve Fransız PA2) 284m uzunluğunda, 73m genişliğinde ve yaklaşık 65000t ağırlığında bir savaş gemisi olacak. Buna karşın Fransız gemisinin bazı modifikasyonlardan dolayı daha ağır olması beklenmektedir. İngilizler uçak gemisinde F-35B STOVL tipi savaş uçaklarından 30 tane, 6 tane EH-101 MERLİN Helikopteri (ASW, Kargo) ve 4 adet AWACS uçağı konuşlandırmayı planlamaktadır. Geminin yapımında BAE ve VT grupları ortak çalışacaktır.

kaynak

Temmuz 23, 2007

yine MRAP siparişi

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 11:49 pm

ABD ordusunun acelesi olsa gerek her hafta bir kaç yüz tane MRAP zırhlı aracı siparişi veriyor. bunlardan en sonuncusu International Truck şirketine verildi, 414 milyon$’lık siparişler 755 adet 1. kategori aracı sipariş etti.

Temmuz 21, 2007

Type-45 Deniz Testlerinde

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 9:59 pm

İngiliz donanmasının büyük önem verdiği programların başında gelen, ve PAAMS füze sistemi ile bölgesel hava savunma kabiliyeti olan Type-45 destroyerlerinden ilki deniz testlerine başladı.

kaynak

ABD’den füze haberleri

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 9:56 pm

ABD’den bir kaç füze haberi:

-Balistik füzeleri önleme yeteneği ile dikkat çeken PAC-3 sistemi yapılan bir testte alçaktan uçan bir cruise füzesini başarıyla önledi.

-SM-2 Block-4 füzesinin modernleştirilmiş versiyonu ABD donanmasına teslim edilmeye başlandı. SM-2 Block-4 kısa menzilli balistik füzeleri terminal fazda önleme kabiliyetini ABD donanmasına sunmaktadır. Daha sofistike SM-3 Standart füzesi ise daha uzun menzilden ve exo-atmosferik olarak MRBM’leri önleyebilmektedir.

Hindistan’a F-35 bonusu mu?

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 9:49 pm

Hindistan 126 savaş uçağı alımını öngören MRCA programı finale yaklaşırken F-16 ve F-18 savaş uçaklarını bu ülkeye pazarlamaya çalışan ABD çok değişik ve cazip teklifleri Hindistan’a sunuyor. Bunlardan biri de Hindistan’ın bir Amerikan uçağı seçmesi durumunda gelecekte F-35 uçaklarını da Hint hava kuvvetlerine satışını onaylayacakları yönünde haberler. ABD uçaklarının tek rakibi ise RSK-MIG tarafından üretilen Mig-35 savaş uçağı.

kaynak

Avustralya P-8A MPA uçağı alacak

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 9:44 pm

(P-8A uçağı)

Son yıllarda donanmasına yaptığı yatırımlarla dikkat çeken Avustralya ABD donanması için yürütülen P-8A deniz karakol uçağı projesine katılacak. Böylelikle Avustralya ABD’nin insansız deniz karakol uçağı projesi olan BAMS ile beraber P-8A projesine katılarak, gelecekte ABD’nin sahip olacağı bir çok teknolojiye ve ortak operasyon yeteneklerine sahip olacak. P-8A uçağı deniz karakol yeteneklerinin yanında, denizaltı av, su-üstü saldırı, istihbarat toplama, komuta-kontrol, kara saldırı gibi yeteneklere sahip olan çok rollü bir uçaktır. P-8A platformu Boeing B-737 platformu üzerine inşa edilecektir, bu yüzden gerek ABD gerekse Avustralya turboprop motorlu P-3C uçaklarını turbofan motorlu uçaklarla değiştirmiş olacak.

(BAMS projesindeki adaylardan Global Hawk)

kaynak

Temmuz 19, 2007

Bir Fotoğraf: Sırp M-80 Zırhlı Muharebe Aracı

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 11:05 pm

Armor Holding’e 518 Milyon$’lık MRAP siparişi

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 10:35 pm

Geçtiğimiz günlerde ABD Armor Holding Inc. Şirketine 518 milyon$ tutarında mayın korumalı, zırhlı tekerlekli araç siparişi vermiştir. Bu şirket tarafından üretilecek olan Caiman isimli araç 6×6 sınıfında olup, Force Protection Inc.’in Cougar zırhlı aracına benzemektedir.

kaynak

Alman Donanmasının Fin Botuna İlgisi

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 10:28 pm

Alman donanmasının Fin donanması tarafından kullanılan hafif çıkarma botları olan Jurmo sınıfı botların olumlu testleri neticesinde, bu tip botlarla yakından ilgilendiği söylenmektedir. Jurmo sınıfı botlar, 30knot+ hızı ile 3t yükü yada 20+ askeri hızlı bir şekilde intikal ettirebilmektedir.

Kore’ye Global Hawk Engeli

Filed under: Savunma Haber — omercay84 @ 10:22 pm

(Global Hawk’ın kazandıracağı stratejik seviyeye yakın bir ISR kabiliyeti ABD’nin bu satışı engellemesindeki önemli unsurlardasn biridir) 

Güney Kore önümüzdeki dönemde 4 adet Global Hawk HALE tipi İnsansız Hava Aracını almak istiyor ancak bu isteği ABD’nin bölgesel hassasiyetleri ve Missile Technology Control Regime (MTCR) politikası yüzünden şimdilik ertelenmiş durmaktadır. Bu proje için yaklaşık 180 milyon$ ayıran Güney Kore, ABD’nin fikrinin değişmesini ummaktadır.

kaynak

Older Posts »

WordPress.com'da Blog Oluşturun.