http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=4338&pid=4082
Ömer Çay
Amerika’nın küresel hâkimiyeti 21. yüzyılda sona erdi. Çin’in küresel hâkimiyeti ise 21. yüzyılda başlayacak. Çin’in ekonomik gücünün, politik etkinliğinin ve askeri yeterliliğinin Asya’da arttığı bir gerçektir ve küresel ölçekte bu gerçeklik ciddiye alınmalı; ABD’nin bu potansiyel rakibinin zayıf ve güçlü yönleri net bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu yazıda Çin; sırasıyla ekonomik, askeri, dış politika ve çevresel-toplumsal faktörler açısından mercek altına alınacaktır.
Ekonomi
Çin’in ekonomi alanında başarısı iyi bilinir, ancak ülkenin geleceğini tahmin etmede bu alan çok kritik önemi haizdir.
1978’ten bu yana Çin’in ekonomisi 10 kat büyüdü. Dış ticaret hacmi bakımından dünyanın en büyük üçüncü ülkesi. ABD’nin ve AB’nin en büyük ikinci ticari ortağı haline geldi. İhracattaki başarı grafiği o kadar yüksekti ki 2007 yılında bir önceki yıla göre %40’lık büyüme kaydetti. İhraç malları bugün de Çin ekonomisinin temel direğini oluşturmaktadır. GSMH ise 2007 yılında 7 trilyon doları geçerek Çin’i ekonomik büyüklük açısından ikinci sıraya çıkardı.
Çin’in büyümesi hızla devam ediyor. Çin 2007 yılında %11,6 büyüdü. Sanayi üretimi ise bir önceki yıldaki %27,7’lik büyüme başarısını gösteremese de %18’lik dev bir büyümeye ulaştı. Tahminlere göre Çin bu yıl mamul mallardaki küresel payını %17’ye yükselterek ABD’yi geçip birinci sıraya yerleşecek.
Geçtiğimiz 10 yılda Çin hantal devlet yapısından kurtulma yolunda önemli adımlar attı. Ülkede çoğu verimsiz 300 binden fazla devlet işletmesinin özellikle küçük ve orta boy işletme niteliğinde olanları özelleştirildi. Bankacılık alanında da büyük reformlar yapan Çin düzenlemelerle bankacılık hizmetleri verme konusunda yetersizlikler gösteren büyük Çin bankalarını düzene soktu ve uluslararası bankacılık devleri ile işbirliğine gitti. Bu sayede Çin yabancı yatırımcılar için daha da cazip bir ülke durumuna geldi.
Ekonomi Konusundaki Zayıflıklar
Çin tekstil, elektronik eşyalar, otomotiv parçaları gibi sanayi ürünlerinde uzun süre fiyat avantajını korudu. Ancak son dönemlerde Vietnam, Kamboçya, Hindistan, Endonezya gibi ülkelerin düşük maliyetli üretim imkânları sunması yabancı yatırımcıları bazı sektörlerde bu ülkelere yönlendirmektedir. Hong Kong yakınlarındaki Guangdong’da bulunan 50-60 bin fabrikadan 14 bini 2008 sonu itibariyle kapanma riski altında. Çin Hafif Sanayi Konseyi’nin raporunda bölgedeki bin ayakkabı fabrikasından üçte birinin kepenk kapattığı belirtiliyor. Çin bazı sanayi kollarında vergileri önemli ölçüde indirdi. Bu sayede bazı sanayi kollarının kaybetmekte olduğu ihraç pazarlarındaki konumu bir süre daha korunabilecek.
Ülkede enflasyon en büyük problemlerden biri olmaya devam ediyor. Gıda fiyatları, kuraklık ve fırtınalar nedeniyle artıyor. Üstelik plastik, enerji fiyatları gibi endüstri için önemli hammaddelerin fiyatları da artma eğiliminde. Yıllık enflasyonun %7’yi bulduğu biliniyor. Hükümet ise enflasyonla mücadele konusunda önemli adımlar atılacağının sinyallerini vermekte. Enflasyon ve küresel ekonomik krizin Çin’in büyüme hızını %8’lere indirebileceği düşünülüyor.
Çin’in diğer büyük sorunu ise kalifiye işçi bulma konusundaki sıkıntıları. 150 milyondan fazla köylü iş bulmak umuduyla köylerini terk ederken; yeterli sayıda mühendis, teknisyen ve yetenekli işçi bulma konusunda büyük sıkıntılar yaşanmakta. 600 bin olarak söylenen yıllık mezun olan mühendis sayısının aslında 356 bin olduğu iddia ediliyor. Bu duruma Çinli işçilerin bir yolunu bularak 50’li yaşlarda emekli olmaya başlamaları da tuz-biber ekliyor.
Çin’in içsel sorunları ekonomik gelişmelerin önünü tıkayabilir. Ülkede yolsuzluk ve rüşvet siyasal ve ekonomik hayatta oldukça yaygın. Bununla birlikte; yolsuzluk, sorunlu sosyal politikalar, yoksulluk gibi nedenlerle 2006 yılında Çin’de 86 bin toplu gösteri yapıldı.
Çin dünyanın en kapalı ülkelerinden biri olarak gösterilmektedir. Bu kapalılık kendisini özellikle adalet, muhasebe/vergilendirme, ekonomik politikalar, düzenleyici ve standart belirleyici kurumlar üzerinde hissettiriyor. Bu nedenlerden Çin hâlâ şirketler için nahoş sürprizler ülkesi durumundadır.
Askeri Durum
Çin ordusu iki milyondan fazla askeri ile dünyanın en kalabalık ordusu olmayı sürdürmektedir. Çin, silahlı kuvvetlerini ve ulusal savunma sanayisini hızla modernize etmektedir. Bu durum Soğuk Savaş’ın bitiminden sonraki en büyük askeri denge değişimini yaratabilir. Çin’in askeri gücünü artırması gelecekte Japonya, Tayvan, Hindistan ya da ABD’nin Çin ile bir çatışmaya girmesi durumunda bu ülkelerin mağlup olma olasılığını artırıyor.
Çin, donanmasını açık denizleri dikkate alarak yeniden inşa etmektedir. Bu çerçevede Rusya’dan alınan Sovremennyy sınıfı destroyerlerin satın alınması, lokal olarak geliştirilen Type-51C/Type-52C tipi modern destroyerlerin kullanıma sokulması, modern amfibik saldırı gücünün kurulması önemli adımlardır. Bunun yanında sualtı filosunu da modern, klasik ve nükleer denizaltılarla güçlendirmesi Çin donanmasının caydırıcılığını artırırken, filoya uçak gemisinin de dahil edilmesi Çin’in hırslarının yalnızca kendi bölgesiyle sınırlı kalmadığını göstermektedir.
Çin Hava Kuvvetleri’nin binlerce eski uçağın yerine ilk etapta SU-27 ve SU-30MK gibi Rus uçaklarını bünyesine katması, ardından da Çin’in geliştirdiği J-10 uçağının envantere alınmaya başlanması yaşanan değişiminin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Çin’in ayrıca son yıllarda modern AEW ve EW uçakları ile modern komuta-kontrol ve keşif sistemlerini geliştirmenin yanında savaş uçaklarına modern hassas saldırı silahlarını taşıma kabiliyeti kazandırması dikkat çekicidir.
Çin dünyadaki önemli nükleer güçlerden biridir. Nükleer kapasite bakımından 40’tan fazla kıtalar arası balistik füze ve 150’den fazla orta menzilli balistik füzeye sahiptir. Nükleer darbe seçenekleri arasında denizaltından fırlatılan balistik füzeler de yer almaktadır. Modern DF-31 ICBM füzelerini elinde bulundurması ve yeni nesil Type-93 SSBN’leri suya indirmesi Çin’i Rusya ve ABD gibi birinci sınıf nükleer kuvvet haline getirecektir.
2007’de uzaydaki bir uyduyu vurma başarısını göstermesi ve çok önemli siber-saldırı/espiyonaj kabiliyetlerinin bulunması Çin’in yeni nesil harp doktrinlerine yöneldiğini ispatlamaktadır. Keza Çin’in yakın geçmişte önemli askeri firmalardan ve Amerikan Savunma Bakanlığı’ndan binlerce dokümanı çaldığı haberleri basına yansımıştı.
Çin’in Uluslararası Nüfuzu
Çin dünyanın bazı bölgelerinde ABD’nin üstünlüğünü ele geçirecek gibi görünmektedir. Güneydoğu Asya’daki ekonomik ilişkiler beraberinde siyasi nüfuz da getirmektedir. Bu yüzden bölgede Çin’in ağırlığı her geçen yıl daha da artmaktadır.
Çin, Batı ile ilişkisi pek iyi olmayan Myanmar ve İran gibi ülkelerle de önemli ticari anlaşmalar yapmakta, silah satışları gerçekleştirmektedir. Çin 2004 yılında yapılan anlaşma çerçevesinde İran’dan 70-100 milyar dolarlık petrol ve gaz almayı planlamaktadır. Myanmar’a 3 milyar dolarlık alt yapı yatırımları yapılmış ve askeri destek sağlanmıştır.
Çin’in Afrika açılımları ise dikkat çekicidir. Sudan Çin’in petrol ihtiyacının %5’ini karşılamaktadır. Çin Sudan’a 2 milyar dolar tutarında petrol yatırımı yapmıştır ve başta madencilik olmak üzere pek çok sektörde Afrika kıtasındaki yatırımlarını aralıksız sürdürmektedir.
Çin’in diğer açılımı ise Latin Amerika ülkelerine olmuştur. Çin petrol/doğalgaz arama çalışmaları için Brezilya, Arjantin, Venezüella gibi ülkelerle anlaşmaya varmıştır. Çin Güney Amerika kıtası ile olan ticaret hacmini 5 yıllık sürede %900 artırma başarısını göstermiştir. Tıpkı Afrika’da olduğu gibi son zamanlarda Çin, Güney Amerika ülkelerinin askeri tedarikçisi olmaya başlamıştır. Çin’in doğrudan yatırımlarının yarıdan fazlasını bu bölgede gerçekleştirmesi son derece çarpıcıdır.
Çevresel Sorunlar
Çin’in hızlı gelişimi beraberinde çok büyük problemleri de getirmiştir. Asit yağmurları Çin’e her yıl 13 milyar dolara mal olmaktadır. Yapılan değerlendirmelerde hava kirliliğinin Çin’in GSMH’nın %3’üne mal olduğuna dikkat çekiliyor. Çin bugün dünyadaki en büyük karbondioksit salıcısı durumundadır ve 2020 yılı dolaylarında sera etkisi yapan gazların salınımında ABD’yi geçerek birinci sıraya oturacaktır. Her yıl hava kirliliğinin yarattığı sorunlardan 75 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir.
Çin’in kişi başına düşen tatlı su miktarı dünya ortalamasının 1/13’üne eşittir. Bu durumun ortaya çıkmasında suyun yanlış kullanımı ve kuraklığın etkileri vardır. Su kirliliği ise başlı başına çok büyük bir sorundur. BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre Çin’in nehirlerinin %80’i balıkların yaşamasına engel teşkil edecek oranda kirlenmiş durumdadır.
Çin’in bazı bölgelerinde çölleşmenin hızı 1.500 mil kare/yıl seviyesine ulaşmıştır. Çin’in tarımsal üretiminin önemli kısmına kaynaklık eden Sarı Nehir, suyun aşırı pompalanması nedeniyle bir yılda 4 ay boyunca kuru kalmaktadır ki bu durum, 140 milyon kişiyi etkilemektedir. Bu durumu düzeltmek için Çin hükümeti kuzey-güney doğrultusunda büyük barajlar ve su kanalları inşa etmektedir. Ciddi çevresel etkileri olan/olacak bu çalışmaların 2050 yılında tamamlanması beklenmektedir.
Çin’de yer altı sularının 2/3’ü bazı daha geniş alanlarda kullanılamadan kaybolmaktadır.
Çin’de yıllık %10’ların üstünde seyreden devasa büyüme rakamları Çin’in ekolojik dengesine zarar vermekte; ciddi insan ve mal kayıplarına yol açmaktadır.
Ancak Çin son yıllarda alternatif enerji konusunda önemli ilerlemeler göstermiştir. Rüzgâr enerjisi konusunda önemli yatırımlar yapan ülke, güneş enerjisi konusunda dünya lideri olmaya adaydır. Çin 2020 yılına kadar enerji ihtiyacının %15’ini yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamayı planlamaktadır. Bunun yanında hava kirliliğini önlemek için termik santraller yerine nükleer santrallerin yapımına ağırlık verilmektedir.
Toplum ve İnsanlar
Her ne kadar toplumsal sorunlar yaratsa da Çin, tek çocuk politikası ile nüfus artış hızını %0,6’lar seviyesine indirmeyi başardı. Ancak düşük doğum oranı yaşlanma problemlerini de beraberinde getiriyor. Bugün Çin’in 11 emekli başına 100 çalışana sahip olduğu söylense de gerçekte erken emeklilikler yüzünden bu oran 26 emekli başına 100 çalışana yükselmiştir. Dünya Bankası bu oranın 2050’de 39 emekli başına 100 çalışan seviyesine çıkacağını bildiriyor. Bu durum batılı akranlarına göre kötü durumda olan Çinli emeklilerin durumlarının kötüleşmesi anlamını taşımaktadır. Çin’in çalışan iş gücü nüfusunun toplam nüfusa oranının 2010 yılındaki %72 seviyelerinden 2050 yılında %61 seviyelerine düşeceği öngörülüyor.
Çin her ne kadar nüfusundaki en fakir %10’luk kesim ile en zengin %10’luk kesim arasındaki gelir farkının 21 kat olduğunu iddia etse de, daha bağımsız tahminler bu oranının 300 kattan fazla olduğunu gösteriyor. Bu durumun Çin’in sosyal ve politik yapısında gerginliklere ve dengesizliklere yol açacağı aşikârdır.
Çin hükümeti bu sorunu iyi anlamaktadır ancak yapılan çalışmalara rağmen gelir adaletsizliği sorunu yakın gelecekte çözüleceğe benzememektedir. Zira Çin, refahını artırmak için ihtiyaç duyduğu mekanizmaların bir kısmından yoksundur:
- Çin, sorunların çözümünü hızlandıran geri dönüş (feedback) anlayışını içselleştirmiş demokratik bir sisteme sahip değildir. Tek merkezden yönetilen mevcut sistem bir gün halkın sorunlarını çözmekte yetersiz kalacaktır.
- Çin toplumu iş geliştirme ve teknoloji konusunda olmazsa olmazlardan olan İngilizce eğitimi konusunda sınıfta kalmıştır. Toplumda İngilizce öğrenimini artırmaya yönelik çalışmalarda zorluklar yaşanmaktadır. Bu durum Çin’i bölgesel rakibi Hindistan karşısında dezavantajlı duruma düşürmektedir.
- Çin 115 milyondan fazla internet kullanıcısına sahiptir. İnternet erişiminde Google, Yahoo gibi batılı bilişim teknolojisi şirketlerinin hizmetlerinden sıkça faydalanan Çin toplumunun, bu kaynakların muhtemel yönlendirmeleri neticesinde istikrarını kaybetmesi olasıdır. Bu yüzden Çin’de ciddi sansür uygulamaları mevcuttur. Ancak bu durum Çin iş çevrelerinin ihtiyaç duyduğu yaratıcı entelektüel beyinlerin yetişmesini engellemektedir.
Sonuç olarak Çin, gelişmenin yarattığı sosyal, ekonomik, çevresel ve güvenlik sorunları ile karşılaşsa da önümüzdeki 20 yıl içerisinde bu sorunların büyük kısmını çözecek; daha yüksek refah seviyesine sahip, daha istikrarlı, daha güçlü bir ülke haline gelecektir. Askeri ve siyasi gücü sayesinde Çin dünya üzerinde önümüzdeki 20 yılda hiçbir Asya ülkesinin elinde bulunmayan nüfuza kavuşacaktır.
*Bu yazı, Amerika Birleşik Devletleri’nin çeşitli istihbarat ve eğitim kurumlarının kurduğu ve amacı geleceğin kompleks askeri, teknolojik ve istihbarat ortamı içerisinde yön gösterici olmak olan Proteus USA grubu tarafından hazırlanan “Tech 2035: Future Technology, Future Power in Asia, and Future Intelligence Challenges” isimli çalışma kaynak alınarak Ekopolitik araştırmacısı Ömer Çay tarafından derlenip kaleme alınmıştır.

























